Eskiden Televizyon Yokken Ne Yapılırdı?
Eskiden televizyon yokken ne yapılırdı? Bu soru aklıma geldiğinde, Kayseri’deki çocukluğumun karanlık, sakin akşamlarına gidiyorum. Biraz hayal kırıklığı, biraz nostalji ve hatta bazen kaybolan zamanların özlemi… Bu yazıda, televizyonun olmadığı o yıllarda, evin içinde ve sokakta nasıl vakit geçirdiğimizi hatırlayarak, eskiye dair kaybolan bir dünyayı yeniden hatırlamaya çalışacağım.
İlk Akşam, Televizyonun Yokluğu ve O Hüzünlü Bekleyiş
Çocukken, bir akşamüstü, annem ve babamın evde sohbet ettiği bir anı hatırlıyorum. O zamanlar televizyonun olmadığı, hatta radyonun bile bazen gürültüsüz kaldığı o yıllarda, akşamın gelişi, gecenin habercisi gibi gelirdi. Eve bir şeyler yapmak için girenler, en çok da annem ve babam, hep aynı ritüeli gerçekleştirirdi: Akşam yemeği pişerken, biz çocuklar halılar üstünde oyun oynar, ama en çok da yapacak başka hiçbir şey olmadığını hissederdik.
Benim için o an, bir belirsizliğe, bir boşluğa doğru çekilmek gibiydi. Diğer çocuklar gibi televizyon başında sinemalar ya da çizgi filmler bekleyemiyordum. Hele de eski mahallemizdeki büyükler hep “Kendi kendinize ne yapıyorsunuz?” diye sorar, bizlere bir şey bulmamız gerektiğini hatırlatırlardı. Sonra annem, bir çocuğun gözlerindeki hayal kırıklığını görmekten çok rahatsız olur ve bizim için bir şeyler önerirdi. “Gel, size bir hikaye anlatayım” derdi. O zamanlar, annem o kadar derin ve dokunaklı hikayeler anlatırdı ki, televizyonun olmadığı o akşamlar, birer masala dönüşürdü.
Karanlıkta Geceyi Kucaklamak: Kendi Dünyamızda Keşifler
Bir akşam annem yine bizlere bir masal anlatırken, hatırlıyorum ki, odamda eski halıdan çıkan gıcırdama seslerine kulak kabartarak, etrafımdaki her şeyi daha bir dikkatle izlemeye başlamıştım. Bazen, komşu evden gelen çocukların seslerini duyuyorduk. Onlar da televizyon ya da bilgisayar yoktu, fakat birbirlerine yeni oyunlar anlatır, dışarıda oynayacak yeni yollar keşfederlerdi. O çocuklar daha cesur, daha hayalperestti.
Bazen akşamları, mahalledeki çocuklar toplanır, ellerinde top veya farklı oyuncaklarla buluşurlardı. “Televizyon mu? Ne o?” diyen çocuklar vardı. Biz de öyle. Yağmurda ıslanıp eve dönene kadar oynardık. O oyunlar, o günlerin bence en güzel yanlarından biriydi. Her şeyin içine, anın hızıyla kaybolan bir tür mutluluk sızar, ister istemez beklenmedik bir şekilde.
Benim en sevdiğim oyunlar da evin içinde yapılırdı. Annem bana bazen eski kutu oyunlarından çıkarır, biz çılgınca oynardık. Evet, bazen kaybolan bir parça yüzünden sinirlerimiz bozulur ama hep bir şekilde eğlenirdik. Eğer gece biraz erken başlamışsa, herkesin içi de gerginse, baba, annem ve biz çocuklar, birbirimize ipuçları verir ve “Kim daha çok doğru tahmin eder?” diye yarışırdık. Aslında televizyon eksikliği, aileyi bir araya getiren, kendi içimize çekilen bir şeydi. Konuştukça daha çok bağ kuruyor, bu ‘gelişen’ dünyada daha yakınlaşıyorduk. Zaman geçtikçe, bunu fark ettiğimde, eski televizyonlar hiç de kötü değildi aslında. Sadece biraz karanlık, biraz tekdüze bir dünyadan çıkarak, yeni bir keşfe dalıyorduk.
Şimdi Ne Oldu?
Gerçekten düşünüyorum da, eski zamanlarda televizyonun eksikliği bizim dünyamızı değiştirmişti. Kendi başımıza oynamak, düşüncelerimizi geliştirirken, kendimizi tanımanın yollarını keşfettik. Şimdi ise, bir ekrana bakmak kolay ve keyifli ama eski çocukluk günlerimin o kadar huzurlu olduğunu biliyorum ki! O zamanlar zaman aslında hiçbir yere gitmiyordu. Sokakta kaybolduğumuzda, bir taşın üstünde saatlerce oturup, kararmaya başlayan gökyüzünü izlerken, zamanın nasıl geçtiğini anlamazdık. Fakat televizyon olsaydı, belki de hep oturduğumuz koltuklardan kalkmaz, hiçbir zaman bu hayalleri kurmazdık.
Şimdi bakınca, o eski zamanlarda, televizyonun olmaması, bir eksiklik değil, aslında bir fırsattı. Her şeyi kendimiz keşfederken, küçük dünyaların içinde kaybolmayı öğrenmiştik. Ve belki de, televizyon olmadan, bizlere farklı bir dünyayı, farklı oyunları, farklı insanları tanıyan o masallar da hiç yaşanmazdı.
Sonuç: Televizyon Olmadan Geçen O Günlerin Hatırası
Eskiden televizyon yokken ne yapılırdı? Çocuklar, sokaklarda kaybolur, oyunlar oynar, hayaller kurar, aileyle daha fazla vakit geçirirdi. Teknolojinin hayatımıza girmesiyle birçok şey değişti, ama o eski akşamların sıcaklığı, hala kaybolan bir şey gibi. Belki de bu kaybolan zamanların yerine geçebilecek bir şey bulamıyorum. Televizyon gerçekten bir zaman hırsızıydı. Ama onu kaybettiğimizde, iç dünyamızda keşfettiğimiz her şey daha değerliydi.
Şimdi her şey kolay, her şey daha hızlı, ama bir o kadar da yalnız ve kısa. Gerçekten düşünüyorum da, eski zamanların o karanlık gecelerindeki huzuru hiç unutmadım. Çünkü televizyonun olmadığı o zamanlar, bize çok daha fazlasını vermişti.