Ayy ekibi olarak “Akla karayı seçmek atasözü mü deyim mi” hakkındaki bu içeriğin sizler için değerli olduğunu umuyoruz. Görüşmek üzere!
Akla karayı seçmek atasözü mü deyim mi? Ankara’dan günlük hayatın içinden bir bakış
Çocukken Ankara’da kışlar biraz daha sert gelir bana hep. Sabah okula giderken nefes buhar olur, kaldırımlar buz tutar, annem “dikkat et, akla karayı seçme” derdi. O zamanlar bu cümlenin ne kadar yoğun bir anlam taşıdığını bilmezdim. Sadece bir uyarı gibi gelirdi. Şimdi 25 yaşında, ekonomi mezunu biri olarak veriyle, grafiklerle, karar süreçleriyle uğraşırken anlıyorum ki bu ifade aslında günlük hayatta sandığımızdan çok daha derin bir deneyimi anlatıyor.
Peki asıl meseleye gelelim: Akla karayı seçmek atasözü mü deyim mi? Bunu ilk kez üniversitede dil ve iletişim dersinde tartışmıştık. O gün bugündür de günlük konuşmalarda sık sık karşıma çıkar.
Akla karayı seçmek atasözü mü deyim mi? Asıl cevap ne?
Net söylemek gerekirse “akla karayı seçmek” bir atasözü değil, bir deyimdir.
Atasözleri genelde ders veren, genel geçer yargılar içerir. “Damlaya damlaya göl olur” gibi. Ama deyimler daha çok bir durumu, bir hissi ya da bir deneyimi anlatır. İşte “akla karayı seçmek” de tam olarak böyle bir şey.
Bir işi yaparken çok zorlanmak, neredeyse tükenme noktasına gelmek, bir problemi çözmek için her yolu denemek ama yine de zorlanmak… Hepsi bu deyimin içinde.
Ben bunu en çok ilk iş deneyimimde hissetmiştim.
İlk iş deneyiminde “akla karayı seçmek atasözü mü deyim mi?” sorusunun gerçek hayattaki karşılığı
Üniversiteden yeni mezun olduğumda Ankara’da küçük bir veri analiz ofisinde işe başlamıştım. İşin teorisi bambaşka, pratiği bambaşka bir dünya. Excel tabloları, eksik veri setleri, sürekli değişen müşteri talepleri…
İlk haftalarımı hatırlıyorum. Bir raporu yetiştirmem gerekiyordu. Basit görünüyordu ama veri kaynakları o kadar dağınıktı ki, saatlerce temizleme yapmak zorunda kaldım. Kodlar hata veriyor, formüller çalışmıyor, bir yandan da “neden olmuyor?” diye kendime kızıyorum.
O gün masada tek düşündüğüm şey şuydu:
“Gerçekten akla karayı seçiyorum.”
İşte deyim tam olarak o anın karşılığıydı. Bir atasözü gibi genel bir öğüt değil, birebir yaşanan bir sıkışmışlık hali.
Günlük hayatta “Akla karayı seçmek atasözü mü deyim mi?” kullanımına örnekler
Ankara’da arkadaş ortamında bu ifadeyi sık duyarım. Özellikle iş konuşurken.
Bir arkadaşım var, mühendislik okudu. Geçenlerde TÜİK verileriyle ilgili bir projede çalışıyordu. Veri seti o kadar büyük ve dağınıktı ki, günlerce temizlemek zorunda kaldı. Buluştuğumuzda şöyle dedi:
“Abi akla karayı seçtim, sonunda düzgün bir grafik çıkarabildim.”
Bu cümledeki duygu çok netti: yorgunluk, uğraş, sabır ve sonunda gelen küçük bir başarı.
Ekonomi okuduğum için ben de benzer şeyleri yaşadım. Özellikle makroekonomik veri analizlerinde, Türkiye’nin enflasyon verilerini farklı kaynaklardan karşılaştırırken bazen öyle tutarsızlıklar çıkıyor ki, insan gerçekten “akla karayı seçmek” deyimini iliklerine kadar hissediyor.
Deyimin kökenine biraz daha yakından bakınca
“Akla karayı seçmek” ifadesi aslında iki zıt kavram üzerine kurulu: ak ve kara. Yani doğru ve yanlış, kolay ve zor, aydınlık ve karanlık gibi karşıtlıklar.
Bir şeyi çözmek için her ihtimali denemek, en sonunda doğruyu bulana kadar zorlanmak anlamı buradan geliyor. Eski Türkçede “ak” genelde iyi, temiz ve doğruyu temsil ederken “kara” daha zor, sıkıntılı ve olumsuz durumları simgeler.
Bu yüzden deyim aslında bir zihinsel ve fiziksel yorgunluğu birlikte anlatıyor. Sadece “zorlandım” demekten çok daha güçlü bir ifade.
Veriyle uğraşırken neden bu deyim daha sık aklıma geliyor?
Ekonomi eğitimi aldıktan sonra veriyle uğraşmanın ne kadar sabır istediğini daha iyi gördüm. Özellikle büyük veri setlerinde küçük bir hata tüm analizi bozabiliyor.
Bir keresinde Türkiye’de bölgesel gelir dağılımını inceleyen bir proje üzerinde çalışıyordum. Veri kaynakları arasında ciddi farklar vardı. Aynı yıl için iki farklı kurumdan gelen rakamlar bile birbirini tutmuyordu.
Saatlerce şu üç şey arasında gidip geldim:
Veri temizleme
Kaynak karşılaştırma
Model yeniden kurma
O anlarda insan gerçekten zihinsel bir labirentin içinde gibi hissediyor. Ve işte tam orada “akla karayı seçmek atasözü mü deyim mi?” sorusu teoriden çıkıp tamamen hayatın içine karışıyor.
Çünkü o an hangi kategoriye ait olduğu değil, ne hissettirdiği önemli oluyor.
Çocukluk hatıralarıyla bugünü bağlamak
Çocukken bu deyimi sadece büyüklerin ağzından duyardım. Annem ev temizliğinde zorlandığında, babam araba tamir ederken uğraştığında hep bu ifade geçerdi.
Ama o zamanlar bana biraz abartılı gelirdi. “Ne var yani, biraz zorlanıyorsun işte” diye düşünürdüm.
Şimdi geriye dönüp bakınca fark ediyorum ki, aslında her yaşın “akla karayı seçme” seviyesi farklıymış. Çocukken ödev yaparken yaşanan stres bile o an için dünyanın en büyük problemi gibi görünürdü.
Şimdi ise o problemler yerini daha karmaşık, daha katmanlı sorunlara bıraktı.
Toplumsal hayatta deyimin yeri
Türkiye’de günlük dil oldukça zengin. Özellikle deyimler, insanların duygularını hızlı ve etkili anlatmasını sağlıyor.
Sosyolojik olarak bakıldığında, deyimlerin yoğun kullanımı aslında kültürel bir pratik. İnsanlar uzun açıklamalar yapmak yerine ortak bir ifade üzerinden anlaşmayı tercih ediyor.
“Akla karayı seçmek” de bunlardan biri. Bir toplantıda, bir sınav sürecinde, bir taşınma döneminde ya da bir proje tesliminde herkesin kolayca anlayabileceği bir ifade.
Bir keresinde taşınırken bunu birebir yaşadım. Ankara’da ev değiştiriyordum. Koli toplamak, eşya taşımak, adres değiştirmek… O süreçte arkadaşlarla sürekli birbirimize şunu söyledik:
“Bu iş bizi gerçekten akla karayı seçtirdi.”
Akla karayı seçmek atasözü mü deyim mi? sorusunun pratik sonucu
Bu sorunun cevabı sadece dil bilgisi açısından önemli değil. Aslında günlük hayatı nasıl anlattığımızla da ilgili.
Çünkü bu ifade:
Zorlu süreçleri anlatır
Sabır gerektiren işleri ifade eder
Deneme-yanılma sürecini kapsar
Sonunda gelen rahatlamayı ima eder
Yani bir bakıma hayatın küçük bir özeti gibidir.
Ekonomi okurken öğrendiğim en önemli şeylerden biri şuydu: her veri seti bir hikâye anlatır. Ama o hikâyeyi görmek için bazen gerçekten “akla karayı seçmek” gerekir.
Son yıllarda değişen iş hayatı ve deyimin güncelliği
Uzaktan çalışma, dijitalleşme ve veri yoğun iş modelleri arttıkça bu deyimin kullanımı da azalmadı, aksine daha da arttı.
Özellikle genç çalışanlar arasında “deadline”, “dataset”, “revision” gibi kelimelerle birlikte bu deyim sık sık duyuluyor.
Bir proje yöneticisinin Slack mesajında bile görebilirsiniz:
“Bu sprintte akla karayı seçtik ama çıktı aldık.”
Bu cümle bile modern iş hayatının ne kadar yoğun ve değişken olduğunu gösteriyor.
Son bir düşünce
Dil, sadece kelimelerden ibaret değil. Yaşadığımız şeylerin, hissettiğimiz yorgunlukların ve küçük başarıların bir yansıması.
“Akla karayı seçmek” deyimi de tam olarak bunu yapıyor. Zorlanmayı, uğraşı, sabrı ve sonunda gelen çözümü tek bir ifade içinde topluyor.
Ankara’nın soğuk sabahlarında başlayan, ofis masalarında devam eden ve arkadaş sohbetlerinde anlam kazanan bir ifade olarak hayatın içinde yerini koruyor.