Hayat ve Yaşam Aynı Mı?
Bazen sabah uyanıp, günün ilk çayı elinde, pencereyi açıp dünyaya bakarken, “Hayat mı yaşıyorum, yaşam mı?” diye kendime soruyorum. Yani, fark var mı? Bazen hayatla yaşam arasındaki farkı çözmeye çalışmak, sabah işe gitmekten daha zor olabiliyor. Neyse ki, kahvemi içiyorum ve derin düşüncelere dalmadan önce, “Bugün de her şey yolunda” diye kendimi kandırarak yola çıkıyorum. Ama bir yandan da sormadan edemiyorum: Hayat ve yaşam aynı mı?
Hayat ve Yaşam: Kardeş Mi, Düşman mı?
Bunu düşünürken, hayatla yaşamı bir ikiz kardeş gibi hayal ettim. Biri sürekli ciddiyetle işin peşinde, diğeri ise “Gel, biraz eğlenelim” diye sürekli ortalarda dolanıyor. Örneğin, hayat bazen işyerindeki toplantıların soğuk havası gibi, o ciddi ve sorumluluk dolu bir tarafı temsil ederken, yaşam da aniden arkadaş grubuyla gittiğimiz o spontane akşam yemeği planı gibi, “Hayatın tadını çıkar!” diyen taraf. Ama bir bakıyorsunuz, her ikisi de aynı insanın içindeler.
Hayat diyor ki: “Yavaş ol, plan yap, belki hafta sonu bir şeyler yaparız.”
Yaşam ise diyor ki: “Hadi git bir tatil planı yap, belki döndüğünde işi değiştirirsin.”
İki zıt kutup, her zaman yan yana.
Ve ben… Tam ortada, arada kalmış bir şekilde, her ikisinin de karıştığı noktada ne yapacağımı bilmiyorum. Şöyle diyorum kendi kendime:
“Hayat, biraz fazla ciddi, yaşam da biraz fazla kaygısız. Aralarındaki dengeyi nasıl kuracağım?”
Bir Yanda “Hayat” Diğer Yanda “Yaşam”: Ofisteki Ben ve O Anki Yalnızlık
İzmir’de, bir ofiste beyaz yaka olarak çalışıyorum. Yani hayatın en sıradan ve en tatmin edici kısmını deneyimliyorum. Sabah 9’da işe başlıyorum, akşam 6’da çıkıyorum, ama sormayın; saatlerce o ofisteki “Hayat”la mücadele ediyorum.
Hayat bana sürekli: “Bir hedefin olmalı, bir plan yapmalısın, şu dosyayı şuna teslim et, şu raporu yaz.”
O kadar çok hayatta kalmaya çalışıyorum ki, zaman zaman “Yaşam”ı unutur oldum.
Bir gün tam öğle tatilinde arkadaşlarımla dışarı çıkmayı planlarken, masamda bir bildirim gördüm: “Yeni iş teklifi geldi.” İçimden bir ses “Hayat bu işte, bak, seni hep zor durumda bırakıyor!” dedi. Ama “Yaşam” da hemen cevap verdi:
“Ya ama belki de senin tek ihtiyacın, bu işin sana bir fırsat sunması, ne olacak ki?”
Ve sonra ofiste, raporlarla boğulurken aklımda ne var? Aniden, bir arkadaşımın mesajı geldi: “Ya bir kafede buluşalım, bak yine 3 gün oldu!” O an, “Hayat”ın bana sunduğu tüm ciddiyeti görüp, “Yaşam”ın bana sunduğu fırsatla kafeye gitmeye karar verdim. Sahi, çok mu ciddiyim? Bilmiyorum. Ama hayat ve yaşam, bazen farklı yönlerden kendini gösteriyor.
Yaşamın ve Hayatın Çeyrek Yüzyılındaki Mücadele
Bazen de hayatla yaşam arasındaki farkı, gündelik olaylarda daha net görebiliyorum. 25 yaşındayım ve bence bu, hayatın ve yaşamın arasındaki farkları anlamaya başlamak için ideal bir yaş. Çünkü bu yaş, hayatta kalmak ve gerçekten yaşamak arasında gidip gelmeye başladığınız bir dönemdir. Çalışma hayatına giriyorsunuz, fatura ödemek, sağlık sigortasına kafa yormak, maaşları incelemek gibi meseleler hayatın doğal parçası haline geliyor.
Ama bir yandan da yaşam var! Arkadaşlarınızla geçirilen anlar, festivalde dans etmek, yeni bir hobiyi keşfetmek… Yaşamın ne olduğunu tam olarak öğrenmeye başladığınız bir dönemdesiniz. Bir gün akşam 10:00’da, bir kahve içelim diye mesaj atıp, sonra sabaha kadar hayat hakkında derin sohbetler yapabiliyorsunuz.
“Hayat işte, koşturuyoruz, işte neredeyse uyumalıyız.”
“Ama yaşam! Hadi bir film izleyelim, geceyi hatırlamayacak şekilde geçirelim.”
İşte, hayatla yaşam arasındaki fark biraz burada gizli. Hayat, bazen sizi zorlayacak bir sınav gibi karşınıza çıkarken, yaşam bir çocuğun elinde tuttuğu balon gibi size mutluluğu ve özgürlüğü hatırlatıyor.
Hayat ve Yaşam: Kültürel Bir Yansıma
Her toplumun hayat ve yaşam arasındaki farkı algılayış biçimi de farklıdır. Türkiye’deki pek çok insan “hayat”ı daha ciddi bir şekilde algılar. İş hayatı, evlenmek, çoluk çocuğa karışmak gibi sorumluluklar, genelde daha fazla üzerinde durulan meselelerdir. Ancak “yaşam” kavramı, genç kuşaklar için hala bir yandan özgürlük, bir yandan ise huzur anlamına gelir.
Bir İzmirlisi olarak, hayatla yaşamı birbirinden ayıran farklar bazen şehre bakarken gözlerimin önüne gelir. Şehirde bir yanda çılgın trafik, iş yoğunluğu, işyerinden arkadaşların mesajları, diğer yanda ise Kordon’da yürüyüp denize bakarak ruhsal bir yenilenme arayışı… Hayatın ve yaşamın sürekli bir mücadele halinde olması, şehrin dinamizmini çok güzel bir şekilde yansıtıyor.
Kapanış: Hayat, Yaşam… Ya Ben?
Sonuçta, hayat ve yaşam arasındaki farkı çözmek belki de gereksiz bir mesele. Çünkü belki de her ikisi de aslında birbirine bağlı ve her biri diğeri olmadan var olamıyor. Hayat, sorumluluklar ve planlarla gelirken, yaşam da spontane zevkleri, anı yaşama tutkusunu getiriyor. İkisini birleştirdiğinizde, işte o zaman “gerçek” bir hayat başlıyor.
Benim için, hayat bazen yalnızca bir arabanın ön camındaki buğudur. Ve yaşam, buğunun üzerinden parlayan güneş gibi, her zaman yeni bir umut taşır. Ama ne olursa olsun, hayat ve yaşamın her bir anını kucaklamayı unutmamalıyız. Eğer bir gün hayat sana “Çalış!” derse, yaşam da sana “Biraz eğlen!” demek için hazır bekliyor.
O zaman hadi! Hayat ve yaşam, sana “Yaşamak için biraz daha gül” diyor.